Gelenek/Gelecek Yayınevi
sitemiz kurulum aşamasındadır
Kitaplar
Din Felsefesi/İlâhiyât
Din Felsefesi/İlâhiyât, din felsefesi başlığı ile Türkçede yazılan ilk eserlerdendir, bu yönüyle bugüne kadar bilinmemekte idi. 1930 yılında Antakya’da yayınlanmış olan bu kitap yeniden ve tıpkıbasımı ile birlikte olarak okurlarla buluşmaktadır.
Allah Yok mudur?!
“Allah Yok mudur?”; 1931’de, Abdülkadir Kemâlî’nin Halep’te firari olduğu bir zamanda yayınlanmıştır. Bununla birlikte onun olgunluk dönemi ürünüdür. Hem gerçek anlamıyla kırk yaşın hem de sembolik anlamıyla bir çilenin özelliklerini yansıtır. Başlık, eserin muhtevasını gayet güzel yansıtmaktadır. Bu kitapta “soruların en büyüğü” olan; bir Tanrı’nın olup olmadığı tahkik edilmektedir. Onun, “en büyük soru”ya olan yaklaşımı, kararsız değildir. Kemâle ermiş bir zihnin ürünüdür. Elinizdeki çalışma; klasik metafizik sorulara bilim eşliğinde bakan, onları bilim ile birlikte değerlendiren deneyimli bir kavrayışın meyvesidir.
Renan’ın Batıl İddialarının Teşhiri
Bu eser, Türkçede bir kitap neşriyle Renan’a yapılan ilk eleştiridir. Bu çok önemli detay, araştırmacıların neredeyse tamamı tarafından gözden kaçırılmıştır. Ali Ferruh’un biyografisi açısından bakıldığında; Teşhir-i Ebâtıl, onun külliyatı içinde en son yayınlanan, en olgun kitabıdır. Bu eserin en önemli özelliği, bugüne kadar Renan’a yapılan eleştiriler bibliyografyası içinde hiç konu edinilmeyen bir noktayı çürütmesidir: Renan, “İslam terakkiye manidir” derken bir başka kılıf altında aslında “Türklerin hâkimiyetindeki İslam, mani-i terakkidir” demekte idi. L’Islamisme et la Science’daki ifade ile: “Türkler, âlem-i İslâmiyet’in hegemonyasına malik oldukları zaman –İbn Haldun müstesna olmak üzere– ulûmu, hikemiyâtı imha ve ihlâk eylediler! [Bientôt la race turque prendra l’hégémonie de l’islam, et fera prévaloir partout son manque total d’esprit philosophique et scientifique. A partir de ce moment, à quelques rares exceptions près, comme Ibn-Khaldoun …]” Bu cümlenin 1883’te sarf edildiği, 1887’lerde hiçbir düzeltme yapılmadan tekrar edildiği ve bu tarihlerde İslam dünyasının “malik”inin Osmanlı olduğu hep birlikte düşünüldüğünde; Renan’ın asıl mugâlatasının başka olduğunu, ancak Ali Ferruh gibi Osmanlı’nın en iyi okulunda yetişmiş, bir paşazade olarak Paris’te bulunan bir Müslüman Türk diplomat fark edebilirdi. Teşhir-i Ebâtıl çıktığında, muhatabı Renan hayatta idi; hâliyle bu esere; Paris’teki bir Türk diplomatın, haddini bilmeyen bir Fransız’a verdiği diplomatik cevap olarak da bakabilir.
Bilim İnsanları Dindar Olabilir mi?
Bu eser, din ve bilim ilişkileriyle alakalıdır. Kitabın ana fikri şudur: “Bilim ile din birbirlerine muarız değil, birbirlerini tamamlar iki alandır”. Bu düşünce, İngilizce konuşan ülkelerdeki bilim insanlarının beyanları üzerinden temellendirilir. Eser, “kendi dinsizliklerini, bilim insanlarının dinsizliği gibi göstermek isteyenler”e bir eleştiridir. Türkçedeki din ve bilim ilişkileri tarihine önemli bir katkı olan bu kitap, Amerika’da yaşayan bilim insanlarının eserlerinden yararlanılması itibariyle ayrıcalıklı bir yerdedir. Esere, İzmirli İsmail Hakkı’nın yazdığı giriş; eserin kendisi kadar önemli olan notlar ihtiva etmektedir.
Haberdar Olun
sitemiz kuruşum aşmasındadır
İstanbul, Türkiye